Sosyal medya kullanıcılarının tahammülsüzlüğü üzerine

Geçtiğimiz günlerde bir seminer esnasında “Hiç sosyal medya kullanmıyorum” diyen var mı diye sormuştum. Bir genç arkadaşımız “Ben kullanmıyorum” dedi. “Peki” dedim, “Nasıl kullanmıyorsun? Mesela hiç Youtube üzerinden bir video izledin mi?”

Sanırım bundan sonrasını anlatmaya gerek yok. Hepimiz ister istemez sosyal ağları kullanıyoruz. Bu alanlarda yaptığımız her şey ise bizim dış dünyaya açılan bir kapımız. Kendimiz ya da düşündüklerimiz ya da tamamen o an gelen bir istekle herhangi bir şeyi kapıdan dışarı bırakıyor ve geri çekilip izliyoruz. Fakat önemli bir konu, bu kapının dışı ortak kullanım alanı. Yani orada paylaştığımız her şey orada kapılarının ardından bakan insanlar için de gönünen bir “şey”.

Peki neler yapıyoruz?

Psikoloji bunu nasıl açıklar emin değilim ama ben “tahammülsüzlük” olarak adlandıracağım. Şöyle ki, herkes özgürce kullandığı bu paylaşım ortamını sanki sadece kendisinin, sanki sadece kendisi orada istediği gibi at koşturabilir diye düşünüyor çoğu zaman ve kendi içerikleri dışında oluşturulan içeriklerden duyduğu rahatsızlığı tek taraflı düşünerek, zaman zaman da sert bir biçimde eleştirme hakkına sahip oluyor.

Örneğe geçmeden önce Üstün Dökmen’den daha önce alıntı yaptığım ve Empati üzerine değerli tespitler sunan iki paragrafı tekrar paylaşmak istiyorum. İlkinde diyor ki;

“a)Empati kuracak kişi, kendisini karşıdakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır.

b)Empati kurmuş sayılmamız için, karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamamız gereklidir. Yalnızca duygularını ya da yalnızca düşüncelerini anlamak yeterli değildir.

c)Empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın, karşıdaki kişiye iletilmesi davranışıdır. “

Empati yapmıyoruz. Ve sosyal ağlarda bu çatışma (tartışma değil, beklentilerin ve özgürlüklerin birbirleri ile çatışması) ortaya çıkmasına sebep olabiliyor. Yukarıda bahsettiğimiz konu gibi. Kendi özgür alanı olarak gördüğü ortak kullanım platformunda başkalarının paylaşımlarından rahatsız olabiliyor ama kendisini karşıdakinin yerine koymayı hiç düşünmüyor.

Diğer bir paragrafta diyor ki;

“Ana-baba rolünü seçtiğimizde, karşımızdakini anlamayı bir yana bırakıp, ona ne yapması ve nasıl düşünmesi gerektiğini öğretmeye çalışıyoruz demektir.

Bu tavır hatalıdır. Çünkü bizim söyleyeceğimiz sıradan tavsiyeleri, o kişi de düşünebilecek kapasitededir. “Bunları düşünemeyecek adam” yerine konulmak, karşımızdakini üzebilir, öfkelendirebilir.”

Bu da sosyal ağların bir başka sorunu olabiliyor. İsterseniz burada örneğe geçelim. Bir süre kendi kişisel Facebook sayfam üzerinde denediğim bir uygulama. Genellikle akşam saatlerinde, iş çıkışı ya da uyuma saatlerine yakın zamanlarda oldukça güzel görünen tatlılar, kekler, pastalar, meyveler vb. gibi çekici görseller paylaştım. “Genelde birçoğuna “Tatlı akşamlar” gibi bir de not ekledim. İşte bu noktada tepkiler başladı. Tepkilerin ortak noktası “bu saatte bu paylaşım yapılır mı?” “Bu görselleri paylaşıyorsun ama canımız çekiyor” “yeter artık şu fotoğrafları paylaşma amacın ne senin?” gibi kimi zaman tatlı bir serzeniş kimi zaman ise bıkkınlığın daha açık ifadesi şekline dönüşüyor.

Peki benim cephemde bunlar olurken diğer tarafta neler oluyor? Benim kapımdan ortak alana iştah açıcı görseller çıkarken başka kapılardan neler çıkıyor? Örneğin sürekli paylaşılan karikatürler. Aynısı bu hafta içinde 3 -4 kez paylaştım demeden tekrar tekrar yapılan paylaşımlar. Ya da sokak hayvanları. Tabi ki hayvanları seviyoruz, tabi ki onlar da önemli fakat “sokak hayvanları ile ilgili görselleri bana gösterme” gibi bir seçenek yok sosyal ağlarda. Paylaşımlar 1-2-3 derken onlarca olabiliyor. Ve bu yaralı, işkence görmüş hayvanları görmek beni rahatsız ediyor! Bu nedenle yapılan paylaşımlar onları ilgilendirdiği kadar başkalarını ilgilendirmiyor olsa da herkes ile paylaşılmış oluyor.

İşte şimdi psikolojik olarak açıklamasını arayacağımız konu. İnsanlar hoyratça paylaşım yaptığı sosyal ağlarda başka birisinin paylaştığı içeriklere neden tahammül edemez?

Bir Cevap Yazın