Bir konuda (perakende mağazacılık) araştırma yaparken tesadüfen uğradığım bir sitede çok güzel bir hikayeyle karşılaştım ve paylaşmak istedim ama etik kurallar gereği sadece küçük bir kısmını buraya ekleyip kalanını sayfasından okumanızı istemek durumundayım 🙂 Buyrun:

Ellialtı yaşında ki Kemal Bey, tam otuzyedi yıl boyunca çarşıya hep aynı saatlerde Nuriosmaniye kapısından girip çıkmıştı. Çıraklıktan başlayan meslek yaşamının onbeş yılını önce Çuhacı Han’da bir imalat atölyesinde, arkasından altın ayarevinde, sonrada Ermeni asıllı bir ustanın yanında taşlı takı imalathanesinde geçirmişti. Ayakçıların, anutçuların daha fazla gelir elde ettiğini görünce çarşının şatafatlı tarafına geçerek tezgahtarlıkta sebat etti.

Yeniköy’den Melahat Hanım, o gün çarşıya ineceklerini ve dükkana geleceklerini bir gün önceden telefonla Kemal Bey’e bildirmişdi. On yıldır mağazanın müşterisi olan Melahat Hanım, iki kızı ile birlikte yılda üç beş kez dükkana gelir; kendine ve kızlara takılar alır veya isteğine göre sipariş yaptırırdı. Kiralardan, zeytinlik icarından aldıkları paraları harcadıkları her alışverişleri küçük çaplı bir esnafın yıllık cirosuna yakın tutarda olurdu.

Saat on’u henüz on onbeş dakika geçiyordu ki, telefon çaldı. Kemal Bey o sırada kapının dışında vitrin düzenini son kez gözden geçiriyordu. Altmışbeş yaşını bir ay önce kutlayan patron Hayri Bey masasındaki telefonu açtı. Kardeşi Kemal Bey ile görüşmek istiyordu. Yozgat ilinde yaşayan anne, babası ve diğer aile fertleri, her hafta bir kez mutlaka ararlar ve konuşurlardı. Bu görüşmeler çok kısa olurdu. Kemal Bey çok sevdiği ve saydığı babasına her ay banka havalesi ile para gönderirdi.

Devamını lütfen buradan okuyunuz..

  • reply miss marttle ,

    🙂

    Bir Cevap Yazın