öss hikayesi demişiz

Birkaç yıl önce, yerel bir gazeteye, arasıra yazı gönderirdim. Onlardan biri elime geçti. ÖSS – OKS gibi sınavlar da yaklaşmışken tekrar paylaşmak istedim. Benim kardeşim de 8 Haziran da OKS’ye girecek. Hayırlısı olur inşallah.

Yazı üzerinde hiç değişiklik yapmadım ilk günkü gibi duruyor. Google’a baktım birkaç yerde alıntı yapılmış. Mutlu oldum. 🙂

Yıllar yılları kovalar ve bir de bakarsınız ki ilköğretim bitmiş lise sıralarındasınız. Ne oluyor demeden daha önce üstünkörü geçtiğiniz bir sürü dersin en ücra köşelerinde dolaştığınızı görürsünüz. Tam alıştım derken bir de hocayla takışarak hayatınızın en berbat günlerini yaşamaya başlarsınız. 2. sınıfa gelince işler daha da karışır. Bölüm seçme zamanı gelmiştir ve sizden başka herkes kararını vermiştir. Aileniz “Sayısal oku doktor ol” derken, arkadaşlarınız “sayısal okunur mu gel sosyale yatarak geçeriz” der. Bir kolunuzdan eş,dost akraba kendi çıkarı için en uygun yer neresiyse oraya götürmek için çekiştirirken, diğer taraftan arkadaşlarınız ortamda yalnız kalmamak için sizi de yanında götürmek ister.Ama nihai karar sizin olacaktır ve öyle de olur. Biraz gerilere gidip düşündüğünüzde günlerce anlamaya çalıştığınız matematik formülleri, kafanızı kurcalayan kimya denklemleri, bir tren tünelden çıkarken yanından diğeri nasıl geçer gibi saçlarınızı ağartan soruları düşünüp “TM’ ye giderim birkaç tarih ezberler kurtulurum” dersiniz ve geri dönüşü olmayan kararı verirsiniz. “Oğlum/kızım emin misin? Bak sonra pişman olma” der müdür yardımcısı ama nafile.

2. sınıfa sayısaldaki zor derslerden kurtulmuş olarak başlarsınız. Her şey çok güzeldir. Notlarınız da iyi gider ve ÖSS diye bir şey olduğunu aklınıza getirmek istemezsiniz. Daha koskoca bir yıl vardır önünüzde çalışmak için. Hem dershaneye de gittiğiniz için şanslısınızdır. Fakat zaman su gibi geçer. Lise 3 gelir çatar. Zaman çalışma zamanıdır ama etrafınızda gelecek kaygısı olmayan, amaçsızca vakit öldüren arkadaşlarınız olduğu için “Yarın çalışırım zaten çok az konum kaldı” dersiniz. Günler günleri kovalar ve sınava son bir ay kalmıştır. Dershanenin formalite için verdiği kitapları açtığında hiç kalem izi olmadığını görüp biraz da utanarak okumaya başlarsın. Arkadaşlarının “Bugün denemede 3, oldum, 5, oldum” gibi sözleri üzerine elindeki sonuç belgesini yavaşça cebine yollarsın çünkü sen listenin 3, sayfasında ancak yer bulabilmişsindir.

Üç saatlik sınav 15 dakikada biter senin için. Bildiğini sandığın ama daha önce hiç görmediğin hatta arkadaşların gösterdiğinde biliyormuş gibi “Ben dün çalıştım oraya” dediğin sorular bir bir sıralanır önünde. Artık değil çalışmak için, soruyu okumak için bile zamanın yoktur. Sınavdan kızarmış bir yüz ve kanlanmış gözlerle çıkarsın. Koşarak gelen senin doktor olmanı isteyen ve buna en çok hakkı olan babandır. “Nasıldı” sorusunun cevabı kuru bir “İyi” olur.

Tarih 15 Temmuz. Sonuçlar internette. Eve geldiğinde bir yeri kazanamamış olmanın üzüntüsüyle barajı geçmiş olmanın sevinci vardır üzerinde. Annen “Baktın mı sonuçlara?” dediğinde. “Bağlantı yok” en kolay cevaptır ama hesapta olmayan şey soncu merak edenin sadece annen olmamasıdır. İçeride babanın sonuç kâğıdını incelediğini gördüğünde başından aşağı kaynar sular dökülür adeta. Yanına oturduğunda tek söyleyebileceğin şey “Üzgünüm” olacaktır ama baba yüreği işte “Üzülme yavrum seneye kazanırsın.”dedirtiverir.

14.07.2006

  • reply Umut Benzer ,

    Güzel bir yazıymış… ÖSS gerçekten düzenli bir çalışma gerektiriyor.

    İnşallah sınav adaylarından bu yazıyı okuyan ve etkilenip daha sıkı çalışmaya başlayanlar olmuştur. 🙂

    • reply montecits ,

      tarihe bakılırsa üzerinden epey zaman geçmiş.. dediğin gibi okuyup ders alanlar olmuştur umarım..

      • reply Anonymous ,

        çok güzeldi..her öğrencinin çalışma isteğinin kaybolduğu sıralarda okuması gereken bir yazı.

        Bir Cevap Yazın