Aynı okulu aynı derece ile bitiren iki farklı kişiden biri zengin olurken, diğeri neden ortalama bir hayat yaşamak zorunda kalıyor? Başkalarının göremediği bir fırsatı fark ederek paraya dönüştüren kişi diğerlerinin bilmediği neyi biliyor?

Elmas Tarlaları isimli kitabın arka kapağında yazan bu cümleler bana uzun zaman önce yaşadığım bir olayı hatırlattı. O zamanlar henüz mezun olmamıştım ve öğrenci yurdunda kalıyordum. Bir gün işten geç gelmiş olmama ve yorgunluğuma aldırmayan bir arkadaşım gelecek endişelerini paylaşmak istedi ama yanlış düşüncelerle ve yanlış bir cümleyle giriş yaptığını farkında değildi ve beni oldukça kızdırmıştı. Diyalog aşağıdakine benzer bir şekilde gelişti:

A-    Mezun oluyoruz ama iş yok. Okul bize hiç yardım etmedi.
B-    Nasıl yani. Ne bekliyordun?
A-    Yani şimdi KPSS falan çalışıyoruz ama okul hiç yardımcı olmuyor. Zaten özel sektörde iş yok. KPSS için yardımcı olabilirler. Başka üniversitelerde ders saatleri var KPSS için vs…
B-    Peki sen ne yaptın bu güne kadar?
A-    Anlamadım?
B-    Sen diyorum. Ders çalışmak dışında ne yaptın?
A-    +%&*/
B-    Hangi seminerlere katıldın? Hangi konferansa gittin? Ders için gerekli olanların dışında hangi kitapları okudun? Hangi öğrenci topluluğuna katıldın? Hangi kulüpte gönüllü oldun? Hangi. Hangi.. Hangi..

3 öğrenci topluluğu, 4 öğrenci kulübü olan, her yıl iki kongre ve onlarca seminer yapan, hocalarıyla oturup kantinde çay içebildiğin bir fakültede sen hiçbir organizasyona katılmaz, hocaların kapısını sadece not istemek için çalarsan mezun olma günü geldiğinde de bu fakülte bana hiçbir şey vermedi dersin.

Elmas Tarlaları’ndan kısa bir hikayeyle devam edelim. Ali Hafed İndus Nehri yakınlarında yaşayan bir İranlıdır.

Diamond from Golconda
Diamond from Golconda

Büyük bir çiftliği ve bahçeleri olan zengin ve mutlu bir adamdır. Bir gün Budist bir rahip ona elmaslardan bahseder. Bu da Ali Hafed’in halinden memnun hayatını bir kenara bırakarak elmas peşine düşmesine sebep olur. “Dağların arasında, beyaz kumlu bir nehir bulursan, o kumların arasında daima elmas bulunur” diyen rahibin sözlerini düşünen Ali çifliğini satarak önce Afrika, oradan Filistin ve Avrupa’ya geçer. Bütün parası bitmiş bir vaziyette kalınca da Barselona’da kendini denizin dalgalarına bırakır.

Diğer tarafta, bir süre sonra çiftliğin yeni sahibi bahçedeki derede bulduğu parlak taşı şöminenin üzerine bırakır. Bu taşı gören rahip Ali’nin geldiğini sanır çünkü aslında bu taş bir elmastır. Ali kendi bahçesinde yer alan elmasları bırakarak tüm dünyayı elmas aramak için dolaşmış, tarihin en müthiş elmas madeni olan Golconda elmas madeni ise Ali’nin bahçesinde bulunmuştur.

Aslında herkes bir elmas tarlası üzerinde oturur ama önemli olan bu elması görmek, bu tarlanın farkında olmak ve daha da önemlisi bu tarlayı değerlendirmektir. Yukarıda bahsettiğim arkadaş yıllarca (5 yıl) bir elmas tarlası üzerinde oturduğu halde gündüzleri uyuyarak, akşamları okula giderek, geceleri ise oyun oynayarak geçirdi. Bu yılların ne kadar hızlı geçtiğini/geçeceğini unutmuş olacak ki geleceğe yatırım denen şeyin ne anlama geldiğini düşünmeden benim okuduğun kitapları eline alıp “bunu mu okuyorsun”  diyerek güldü, benim katıldığım seminerleri, konferansları kastederek “boş zamanın var tabi gezersin” dedi.

Şimdi ikimiz de yeni mezun olmuş, işsiz iki genç olabiliriz ama benim umudum (elmaslarım) var, onun ise dilekleri (beyaz kumlu dereyi bulma hayali).

SocialTwist Tell-a-Friend