Henüz dünyası kirlenmemiş

Çaresizlik ve bu çaresizliğe minik bir yüreğin bulduğu çözüm. Henüz dünyası kirlenmemiş bir yürek. Dolaba saklandığında tüm kötülüklerin ondan uzaklaşacağına inanan bir yürek. Keşke eskiden yaptığımız resimlerdeki gibi olsa dünya. Hiç kirlenmese. Elimize maşayla vurmasa kimse. Birileri dolapta saklasa bizi ya da hindistan cevizi kabuğunda

-Dilber, sana ne oldu?
-Hiç, ben kaçtım.
-Niçin kaçtın?
-Beni çok dövüyorlar. Çok hizmet ettiriyorlar. Sonra her dakika “Pis Çerkez, pis halayık” diyorlar. Oyun oynasam yasak. Üşüdüğüm zaman mangalın kenarına otursam, Teravet maşa ile elimi yakıyor. Bak koluma.
Hakikaten yorganın içinden çıkardığı esmerleşmiş, katılaşmış kolunun üzerinde bir yanık izi vardı. Sonra yine sözüne devam ederek:
-Bu yatağı aşağı indirin de ben sizin esiriniz olayım. Sana su taşırım. Bebeklerini giydiririm. Odanı süpürürüm. Beni bırakma.
-Ben seni burada dolaba saklarım, seni kimse bulup götüremez.
Bir çocuğun bir başka çocuktan medet umması, diğerinin insanlık sevgisine açık olan sevgiyle beslenmiş küçücük dost kalbinden doğan bir hisle, yegane kurtuluş çaresi olarak, “ben seni dolaba saklarım” yolundaki himaye edici masum vaadini işitmek ne kadar tesirlidir!
(Sergüzeşt/ Samipaşazade Sezai)

Bir Cevap Yazın