Çaya olan sevdam çok uzun zaman önce başlamıştı. Bir bardak çayın aldığı yorgunluk ve yerine bıraktığı huzur yıllarca esir etti kendine. İyi kötü, soğuk sıcak demeyip içtim çayı. Hiçbir zaman “hayır” olmadı “çay içer misin?” sorusunun cevabı. Her yemekten sonra hemen hazırlanan çay sadece aile içinde kalmayıp arkadaşlar arasında da bağlayıcı oldu. Neredeyse bir demlik bitirilen uzun “kıraathane” sohbetleri oldu hayatımda. Hiç düşünmeden çauy ısmarladım tanımasam da herkese. Çay “amaç” olmaktan çıkıp “araç” oldu zaman zaman. Belki bir arkadaşlığa, belki bir dostluğa ama hep iki gözün birbirine kenetlenmesini sağladı çay. Kahvenin sertliği yoktu onda, o kadar ciddi, o kadar resmi değildi. Daha samimi, daha yakın geldi beraber çay içilen arkadaşlar.

Sonra bir gün başka bir yönü ortaya çıktı çayın. Sadece muhabbeti değil, fırsatçılığı da yanında getirmişti. Bir fincan çay için kırk takla atanları görüp üzüldüm. Artık sevdalı değilim çaya. Zorunluluktan içiyorum bazen.

Daha bir ciddi oldum son zamanlarda. Kahveden mi ne …

Bir Cevap Yazın