bu mimlerin konusu kitap

Blog yazmanın en ilginç taraflarından birisi de hiç beklemediğiniz bir anda birilerinin alevden bir topu kucağınıza bırakabilecek olması galiba. Evet mim’den bahsediyorum. Hani “Ben bunu yazdım sen de şunu yaz” deme olayı. Her ne kadar korksam da blog yazıyorsam bunu kabullenmem gerekir.

Bir süre önce bana gönderilen bir mim olduğunu görmüş ama bir süre görmezden gelmiştim. 🙂 Evet itiraf ediyorum gördüm ama yazma işini biraz ağırdan aldım. Tam o sırada benzer bir konuyla ilgili başka bir mim geldiğini görünce ikisine birlikte cevap vererek görevimi yapmak istedim.

İlk olarak Cido$ “Hangi kitabı okuduğunu gördüğün bir adamla/kadınla tanışmayı isterdin?” diye sormuştu. Açıkcası  gördüğüm insan o günlerde popüler olmuş bir kitap okumuyorsa hangi kitabı okuduğunun bir önemi yok benim için çünkü:

-benim okuduğum/beğendiğim/beğenmediğim bir kitap ise üzerinde konuşacak, tartışacak bir konu var demektir. Neden beğendiğimi ya da nereleri eksik bulduğumu konuşabiliriz.

-benim okumadığım bir kitap ise yeni bir yazar/kitap tanıma ihtimalim var demektir. Belki hayatımda hiç okumadığım kadar dolu dolu bir kitap tanıyacak, bir daha kopamayacağım bir yazar bulmuş olacağım.

Bu nedenlerle okuduğu kitabın türü ya da konusu belirleyici bir kriter olmamalı diye düşünüyorum. Bunun yanında, yukarıda da söylediğim gibi o günlerde popüler olmuş, ünlü bir yazarın yeni çıkardığı bir kitap ya da sadece kitapçılarda çok satılanlar rafında duran bir kitabı okuyanlar ilgimi çekmez çünkü birçoğu o kitabı okumuş olmak, metroda, yolda, sokakta “bakın ben de okuyorum” diye göstermek için taşıdığını düşünürüm –ki öyle olan çoğunluktadır-. Örneğin, her gün işe giderken dolmuşta müzik dinleyerek giden bir bayan bir gün Masumiyet Müzesi çıktı diye hop elinde kitapla dolaşmaya başlar. Neden? Çünkü iş yerinde herkes okumuştur ya da okumaktadır ve okumayan tek kişi olarak kalmak istemez. En çok da liseli gençler ve çalışan bayanlarda vardır bu düşünce. Hemen hepsi Vadideki Zambak’ı okumuştur mesela. Neden? Çünkü okumayan tek kişi o kalacaktır aksi halde.

Gelelim ikinci konuya. Uğur sana bir mim gönderiyorum dediğinde korkmuştum önce, fakat kitapla ilgili olduğunu söyleyince biraz rahatladım. Ne de olsa iki konuyu birleştirip tek bir mim haline getirebilecektim. (Galiba birleştirmeyi seviyorum. Biraz düşündüm de arşivdeki yazıların neredeyse yarısı birkaç farklı konunun benzer bir noktada birleştirilmesiyle ortaya çıkmış yazılar. Hele iki tanesi var ki…)

Mim’e dönecek olursam. Özellikle benim gibi ortalıklarda hiçbir eşya bırakmayan biriyseniz bu biraz zahmetli bir iş. Zira kalkıp bir kitap almak gerekiyor. Biraz da şanslısınız çünkü istediğiniz kitabı seçme şansınız  oluyor ama şşşhhh aramızda kalsın 🙂

Mim’in açıklaması şöyle:

    Okuduğumuz veya kendimize en yakın kitabı alıyoruz. Rastgele bir sayfasını açıp, göze, akla mantığa en hoş gelen; sevdiğimiz bir cümleyi veya bölümü seçiyoruz ve bu açıklamalar ile birlikte gönderiyoruz.

.

Bakalım elimizde ne var. Dolabı açıyorum ve önümde sekiz adet kitap duruyor. Bunlar:

Ayn Rand; Atlas Vazgeçti II

-Üstün Dökmen; Empati

-Philip Kotler; Kotler ve Pazarlama

-Hemingway; Güneş De Doğar

-Melih Arat; 21. Yüzyıl İçin Yönetim

-Can Gürzap; Söz Söyleme ve Diksiyon

-Jon Keneth Galbraith; Büyük Kriz 1929

Önce içlerinden hangisini seçeceğime tereddüt etsem de (hepsini aynı anda okumak bazen böyle sorun yapıyor) teknik konulardan uzak, herkesin ilgisini çekebilecek, en azından rasgele açtığımda yazabilecek güzel bir cümle bulabileceğime inandığım Ayn Rand’ın diğer eseri “İhtiyacımız Olan Felsefe”’yi seçiyorum. Rasgele bir sayfa açıyorum ve buyrun:

Eğer hayatta kalma “bir toplum hakkında nihai hükmün verileceği tek değer” ise bu durumda 12 yıl hayatta kalmış olan Nazi kültürü bir değere sahipti, 50 yıldır sürmekte olan Sovyet kültürü daha yüksek bir değere sahiptir, beş yüzyıl sürmüş olan orta çağların feodal kültürü daha yüksek bir değere sahipti; fakat hepsi içinde en fazla değer hiçbir varyasyon veya değişme olmadan 30 yüzyıl sürmüş bulunan antik Mısır kültürüne verilmelidir. S:230

Şimdi bu mim’i bir de göndermek gerekiyor. Öyleyse yeni tasarımıyla merhaba diyen Volkan, yeni adresiyle kurttan uzak bir eve kavuşan KiBaKi, şu an İstanbul yollarında olan Nucro, aylar sonra tekrar yazmaya başlayan Burak ve evinden uzak maceralara dalan ve kitap okumayı sevdiğine inandığım Missmarttle bu mimin kurbanları olsunlar.

Bir Cevap Yazın