Henüz dünyası kirlenmemiş
27 Oca
Çaresizlik ve bu çaresizliğe minik bir yüreğin bulduğu çözüm. Henüz dünyası kirlenmemiş bir yürek. Dolaba saklandığında tüm kötülüklerin ondan uzaklaşacağına inanan bir yürek. Keşke eskiden yaptığımız resimlerdeki gibi olsa dünya. Hiç kirlenmese. Elimize maşayla vurmasa kimse. Birileri dolapta saklasa bizi ya da hindistan cevizi kabuğunda…
-Dilber, sana ne oldu?
-Hiç, ben kaçtım.
-Niçin kaçtın?
-Beni çok dövüyorlar. Çok hizmet ettiriyorlar. Sonra her dakika “Pis Çerkez, pis halayık” diyorlar. Oyun oynasam yasak. Üşüdüğüm zaman mangalın kenarına otursam, Teravet maşa ile elimi yakıyor. Bak koluma.
Hakikaten yorganın içinden çıkardığı esmerleşmiş, katılaşmış kolunun üzerinde bir yanık izi vardı. Sonra yine sözüne devam ederek:
-Bu yatağı aşağı indirin de ben sizin esiriniz olayım. Sana su taşırım. Bebeklerini giydiririm. Odanı süpürürüm. Beni bırakma.
-Ben seni burada dolaba saklarım, seni kimse bulup götüremez.
Bir çocuğun bir başka çocuktan medet umması, diğerinin insanlık sevgisine açık olan sevgiyle beslenmiş küçücük dost kalbinden doğan bir hisle, yegane kurtuluş çaresi olarak, “ben seni dolaba saklarım” yolundaki himaye edici masum vaadini işitmek ne kadar tesirlidir!
(Sergüzeşt/ Samipaşazade Sezai)
Çok uzaklarda olsan bile
25 Oca
Bir şiir (ya da şarkı sözü) hatırlıyorum. Tekrar tekrar okumak geliyor içimden. Okuyorum, okudukça tekrar okumak istiyorum. Ve bu okuduklarım bir resimde şekilleniyor gözümde. Bakıyorum bakıyorum doyamıyorum.
“senden ayrı olduğum bir tek an yok
çok uzaklarda olsan bile
seni taşıyor herşey
kokular, sesler , seslenişler,
ne zamandır görmüyor gözlerim,
unuttum tanıdığım ne varsa,
bir tek senin yüzün,
çok uzaklarda olsan bile…”
Kürşat Başar / Başucumda Müzik
Benim için neyi teklif etmeliyim?
23 Oca
Kelimelerle oynamayı sevdiğim kadar alıntı yapmayı sevdiğim de bir gerçek. İşte yine, beni az çok tanıyanların, benimle benim hakkımda konuşmuş kişilerin çok derin anlamlar çıkarabilecekleri bir alıntı daha. Ne zaman oturup düşünsem. Kendimle bir hesaplaşmaya girsem. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamaya çalışsam aklıma bu satırlar gelir. Sokrates’in Savunması’ndan bir bölüm. Buyrun.
O, şimdi ölüm cezası teklif ediyor. Bense, benim için neyi teklif etmeliyim? Atinalılar, şüphesiz değerim ne ise onu. Bu ne olabilir? Bütün hayatınca servete, aileye, askeri rütbelere, halk toplantılarında nutuklar vermeye , başkanlıklara iltifat ve aldırış etmemiş bir adama ne karşılık verilebilirse o! Ben aşırı dürüst bir adam olduğumu nazarı dikkate alarak, siyaset adamı olmayı reddettim. Size ve kendime iyilikten, beni alıkoyabilecek hiçbir yola sapmadım. Tam aksine hepinize iyilik etmeyi mümkün kılacak bir yolu tercih ettim. Herkesin şahsi çıkarlarını düşünmekten ziyade erdemi, bilgiyi aramanın gerekliliğini ve devletin sırtına binmeden devlete yardımcı olmak gerektiğini kabul ettirmeye çalıştım.
Atinalılar, böyle bir insana ne yapılabilir? Şayet, ona bir mükafat verilmek lazımsa, iyi bir şey verilmeli ve bu da ona yakışır cinsten olmalı. Sizleri yetiştiren ve bunun için de işini gücünü bırakan fakir bir adama yakışacak mükafat ne olabilir? Atinalılar, onu Prytanelon’da beslemekten çok, yakışan bir şey yok. Bu mükafat, Olympia’da at yarışlarında kazanan bir yurttaştan çok ona layıktır. Çünkü ben fakirim halbuki onun yetecek kadar parası vardır. O, size yalnız saadetin görünüşlerini verir, bense size gerçeği veriyorum. Bana verilecek cezanın uygun ve yerinde olması isteniyorsa, muhakkak bu, Prytaneion’da beslenmek olmalı.
(Sokrates’in Savunması tam metni için tıklayın)






















Son Yorumlar